Uzun zamandır mandala atölyesine gitmek istiyordum. Atölyeye defalarca yazıldım ancak son dakikada bir şeyler oldu ve ben gidemedim. Böyle durumlarda kendimi bir saklambaç oyununda gibi hissederim. Bana çok yarayacak bir şeyi bulmam için saklar evren, ben de azimle aramaya devam ederim. Evet, azimle YeşimCimcoz Yazıevi'ndeki mandala atölyesine katılarak evreni bu oyunda da bertaraf etmiş oldum. Ve yanılmamışım kesinlikle bana iyi gelen yeni bir şey yakalamış oldum.
Mandala atölyesi derken hazır desenleri boyamaktan bahsetmiyorum elbet. Bir kaçtan fazla arkadaşım hazır desen boyuyoruz sandılar. Hatta biri arayıp “Eee nasıl boyanıyormuş” diye sordu. “Nasıl olacak” dedim “bildiğin boya kalemiyle bildiğin boyuyorsun. Ama önce çizmen lazım!” “Ama ben çizemem ki” dedi.
Kesinlikle sonucunda harika çizimler çıkıyor ve yeteneğe ihtiyacınız yok tek bilmeniz gereken daire, çizgi ve yamuk çizebilmek. Bir de eliniz pergel tutuyorsa kaptınız bu işi. Kural mural da yok. Serbestsiniz. Yapmanız gereken tek şey bir halka bitmeden ikinciye geçmemek.
Atölyeyi veren Silvia Arsebük dünya şekeri, samimi bir insan. Kızı doğunca kurumsal iş hayatından uzaklaşmış. Aklında fikrinde mandala yokmuş. Bir gün bir arkadaşı ona tek Türkçe kaynak olan mandala kitabını hediye etmiş. Ve macera böyle başlamış. Silvia atölyenin başında bir noktanın altını özenle çiziyor “Türkiye’de hala mandala eğitimi yok, bu da bir uygulama atölyesi ben sizinle bilgilerimi paylaşacağım”. Evet, bu bir eğitim değil ama size harika kapılar açan bir atölye.
Fakat Silvia’nın atölyesinin bir farkı mandalayı yazı ile buluşturması. Önce çiziyor sonra yazıyorsunuz. Kısacık iki kelime belki de uzun zaman aradığınız kelimeler olabiliyor. İnsanın kendiyle yalnız kaldığı kendine son derece açık olduğu bir süreç. Yazının şifa gücüne çok inanan biri olarak elbette çizme sonrası yazma fikrine bayıldım.
Mandalanın en güzel yanı ne yaparsanız yapın ne kadar çizemediğinizi iddia edin sonuç güzel çıkıyor. Burada amaç zihni susturmak. Huzuru bulmak. Kuralsız bir süreç yaratarak anı yakalamak. Kısaca mandala için harika bir meditasyon / derin düşünme aracı diyebiliriz. Eğer kendi mandalanızı yorumlamaktan çekinmiyorsanız ayrıca paha biçilmez bir terapi süreci olabilir. Beni atölyede en çok etkileyen anlardan biri de niyetle başladığım ikinci mandalamı çizerken niyetime dair cevapların bana figürler üzerinden hızla gelmiş olması oldu. Kendime, kalemime, zihnime inanamadım. Atölyeden çıktığımda yüzümde gülücükler açıyordu.
Mandalanın kelime anlamına baktığımızda kaptaki enerji demek. Daireler içinde çizdiğimiz motifler. Sizin enerjiniz, içinizde gizli kalmış detaylar bu süreçte kâğıda aktarılıyor. Ve her seferinde evet her seferinde yeni motifler yeni detaylar buluyorsunuz. İnsanın kendisinin ne derece engin bir varlık olduğunu anlaması için ne eğlenceli bir yol değil mi?
Mandalanın ne olduğunu burada çok fazla anlatmayacağım. Eminim çok merak eden herkes arama motoruna yazdığı anda binlerce bilgiye ulaşabilecek kadar bilgisayar kullanıcısı artık. Fakat özellikle Budist rahiplerin yaptıkları kum mandalasından bahsetmek istiyorum. Bu rahipler önce rituellerle pulları boyuyor ve mandalalarına bir niyet koyuyorlar. Grup halinde yaptıkları bir süreç. Mandalanın tamamlanması bazen günlerce bazen aylarca sürebiliyor ve bittikten sonra yaptıklarını siliyorlar. Evet, bozuyorlar. O kadar uğraş o kadar emek bir anda yok oluyor. Bunun anlamı “ Hiçbir şey bize ait değil, bu hayatta her şey gelip geçici”. Daha sonra süpürdükleri kumları suya atıyorlar, niyetleri evrene karışsın diye. Ne hoş bir bakış açısı değil mi? Hele ki günümüzde bir mal uğruna ne gözlerin oyulduğunu düşünürsek insanı sakinleştiren bir düşün.
Eğer atölyeden derinlemesine bir mandala tarihi bekliyorsanız, inanın size göre değil ama kendi içinize biraz daha derinlere bakmak istiyorsanız kaçırmayın.
Huzurunuz bol olsun,
Nazlı Ayça Özkarahan


