13 Mart 2015 Cuma

Ruhun Resmi: Mandala




silvia arsebük ile mandala
Uzun zamandır mandala atölyesine gitmek istiyordum. Atölyeye defalarca yazıldım ancak son dakikada bir şeyler oldu ve ben gidemedim. Böyle durumlarda kendimi bir saklambaç oyununda gibi hissederim. Bana çok yarayacak bir şeyi bulmam için saklar evren, ben de azimle aramaya devam ederim. Evet, azimle YeşimCimcoz Yazıevi'ndeki mandala atölyesine katılarak evreni bu oyunda da bertaraf etmiş oldum. Ve yanılmamışım kesinlikle bana iyi gelen yeni bir şey yakalamış oldum.



Mandala atölyesi derken hazır desenleri boyamaktan bahsetmiyorum elbet. Bir kaçtan fazla arkadaşım hazır desen boyuyoruz sandılar. Hatta biri arayıp “Eee nasıl boyanıyormuş” diye sordu. “Nasıl olacak” dedim “bildiğin boya kalemiyle bildiğin boyuyorsun. Ama önce çizmen lazım!” “Ama ben çizemem ki” dedi.



Kesinlikle sonucunda harika çizimler çıkıyor ve yeteneğe ihtiyacınız yok tek bilmeniz gereken daire, çizgi ve yamuk çizebilmek. Bir de eliniz pergel tutuyorsa kaptınız bu işi. Kural mural da yok. Serbestsiniz. Yapmanız gereken tek şey bir halka bitmeden ikinciye geçmemek.



Atölyeyi veren Silvia Arsebük dünya şekeri, samimi bir insan. Kızı doğunca kurumsal iş hayatından uzaklaşmış. Aklında fikrinde mandala yokmuş. Bir gün bir arkadaşı ona tek Türkçe kaynak olan mandala kitabını hediye etmiş. Ve macera böyle başlamış. Silvia atölyenin başında bir noktanın altını özenle çiziyor “Türkiye’de hala mandala eğitimi yok, bu da bir uygulama atölyesi ben sizinle bilgilerimi paylaşacağım”. Evet, bu bir eğitim değil ama size harika kapılar açan bir atölye.



Fakat Silvia’nın atölyesinin bir farkı mandalayı yazı ile buluşturması. Önce çiziyor sonra yazıyorsunuz. Kısacık iki kelime belki de uzun zaman aradığınız kelimeler olabiliyor. İnsanın kendiyle yalnız kaldığı kendine son derece açık olduğu bir süreç. Yazının şifa gücüne çok inanan biri olarak elbette çizme sonrası yazma fikrine bayıldım.



Mandalanın en güzel yanı ne yaparsanız yapın ne kadar çizemediğinizi iddia edin sonuç güzel çıkıyor. Burada amaç zihni susturmak. Huzuru bulmak. Kuralsız bir süreç yaratarak anı yakalamak. Kısaca mandala için harika bir meditasyon / derin düşünme aracı diyebiliriz. Eğer kendi mandalanızı yorumlamaktan çekinmiyorsanız ayrıca paha biçilmez bir terapi süreci olabilir. Beni atölyede en çok etkileyen anlardan biri de niyetle başladığım ikinci mandalamı çizerken niyetime dair cevapların bana figürler üzerinden hızla gelmiş olması oldu. Kendime, kalemime, zihnime inanamadım. Atölyeden çıktığımda yüzümde gülücükler açıyordu.



Mandalanın kelime anlamına baktığımızda kaptaki enerji demek. Daireler içinde çizdiğimiz motifler. Sizin enerjiniz, içinizde gizli kalmış detaylar bu süreçte kâğıda aktarılıyor. Ve her seferinde evet her seferinde yeni motifler yeni detaylar buluyorsunuz. İnsanın kendisinin ne derece engin bir varlık olduğunu anlaması için ne eğlenceli bir yol değil mi?

silvia arsebük ile mandala


Mandalanın ne olduğunu burada çok fazla anlatmayacağım. Eminim çok merak eden herkes arama motoruna yazdığı anda binlerce bilgiye ulaşabilecek kadar bilgisayar kullanıcısı artık. Fakat özellikle Budist rahiplerin yaptıkları kum mandalasından bahsetmek istiyorum. Bu rahipler önce rituellerle pulları boyuyor ve mandalalarına bir niyet koyuyorlar. Grup halinde yaptıkları bir süreç. Mandalanın tamamlanması bazen günlerce bazen aylarca sürebiliyor ve bittikten sonra yaptıklarını siliyorlar. Evet, bozuyorlar. O kadar uğraş o kadar emek bir anda yok oluyor. Bunun anlamı “ Hiçbir şey bize ait değil, bu hayatta her şey gelip geçici”. Daha sonra süpürdükleri kumları suya atıyorlar, niyetleri evrene karışsın diye. Ne hoş bir bakış açısı değil mi? Hele ki günümüzde bir mal uğruna ne gözlerin oyulduğunu düşünürsek insanı sakinleştiren bir düşün.



Eğer atölyeden derinlemesine bir mandala tarihi bekliyorsanız, inanın size göre değil ama kendi içinize biraz daha derinlere bakmak istiyorsanız kaçırmayın.



Huzurunuz bol olsun,
Nazlı Ayça Özkarahan

6 Mart 2015 Cuma

Biraz Mutluluk Biraz Korkusuzluk


özlediğiniz bir şey yapın

Bugün değişik bir gün olsun! Uzun zamandır yapmayı istediğiniz ama yapamadığınız, yapmayı özlediğiniz bir şeye zaman ayırın.

Bugün o gün olsun ve sosyal medyadan yaptığınızı isterseniz görsel olarak isterseniz yazıyla ifade edin.

Belki bir mutluluk akımı olur. Mesela beş dakika meditasyon yapın, veya öğle tatilinde yemeğinizi hızla yiyip şirketin bahçesinde turlayın, olmadı kitapçıya gidip hep okumak istediğiniz ama çok uzun diye almadığınız bir kitap alın . Ya da hiç ekmek yemeyin. Ne zamandır konuşmadığınız eskiden can ciğer kuzu sarması olduğunuz arkadaşınızı arayın. Hayal kurun. Dua edin… Yeter ki uzun zamandır yapmak istediğiniz bir şey olsun.

Ben insanların en büyük yetilerinin mutluluğu yaratmak olduğunu düşünürüm. Ufak şeylerle küçük dokunuşlarla hayatı boyamak gibi. Sabah servise indiğinizde yere dökülmüş yaprakları konfeti olarak algılamak, yerleri süpüren adamın çalı süpürge sesi yerine kuşları duymak, bana hep bir tercih gibi gelir.

Farklı bir günün sonunda kendinizi nasıl hissettiğinize bakın. O anı düşünmek yüzünüzde bir gülümseme oluşturuyorsa –ki gülümsedikçe insanın içi de gülmeye başlar- bunu her gün yapmamak için kendinizden başka hiç bir engeliniz yok.

Bence buna milletçe çok ihtiyacımız var, özellikle korkunun insanların hayatına bu kadar derinlemesine girdiği, cinayetlerin günlük sohbetlere meze olduğu, şiddetin meşru olduğu, kadın kıyımının üçüncü sayfalara sığmadığı bu millete inanın biraz mutluluk biraz korkusuzluk lazım.

Bir şeyi tersine döndürmek istiyorsak önce kendimizden başlamak, mutluluğu hissettikçe çemberimizi büyütmek ilk elden yapılabilecek en güzel hareket değil mi?

Sevgiyle kalın!
Nazlı Ayça Özkarahan

5 Mart 2015 Perşembe

Kuzguncuk'ta yeni bir dünya: Aromaterapi

homemade arpoma terapi - dükkan

Çilek sirkesini sürdüm yüzüme yatmaya hazırım! Evet, evet doğru duydunuz, gerçek çilek sirkesi, içinde anası olacak. Gözlerinizle görmeniz lazım.


Geçenlerde okulumuzun düzenlediği bir geziye katıldım. Önce heveslendim, kayıt yaptırdım gezi günü yaklaştıkça kendi kendine söylenmeye başladım. İş günü, o kadar saat Kuzguncuk’ta, tanımadığım bir sürü veli ile ne işim vardı? Tam son dakika iptali yapacaktım ki geziyi ayarlayan kişiye ne büyük haksızlık olacağını düşünerek vazgeçtim.

İyi ki gitmişim. Öncelikle sabahın ilk saatlerinde Kuzguncuk havası almak müthiş geldi. Homemade Aromaterapi dükkanı, Kuzunguk iskelesinin hemen karşısındaki sokakta. Yanında koca bir otopark var, arabayla ulaşım çok kolay. Aromaterapi nedir derseniz kısaca bitkilerde bulunan uçucu yağlarla yapılan tedavi sistemine verilen ad denebilir.

İçerisi küçücük ama girer girmez size kucaklıyor, biz grubumuz tamamlanana kadar dükkanda dolandık, sonra atölyeye geçtik. Saatlerin nasıl geçtiğini fark etmediğimiz çok keyifli sohbetler ettiğimiz bir gün oldu.  

Öncelikle aktarlardan aldığımız hiç bir yağın maalesef gerçek olmadığını öğrendim.

ucucu yağlarYağlar arasındaki farkları, ve her birinin neye iyi geldiğini, hangi yöntemle üretilirse değerli olduğunu dinledik. Mesela kızlarıma okula giderken bit kovucu olarak lavanta yağı sürmemem gerektiğini öğrendim. (Bu arada bu önemli bir bilgidir, bit lavanta ve biberiye kokusuna gelmiyor. İster bu bitkilerin esansını içeren şampuan kullanın ister doğal yağlarını, duruma birebir çözüm getirdiğini üç yıldır bitlerden uzak kalarak kanıtlıyoruz sanırım). Evet, Homemade Aromaterapi’nin eş kurucularından o gün bize eğitimi veren Aslın Hanım bunun altını özellikle çizdi. Lavanta rehavet verir, okula giderken çocuğa sürerseniz uyku getirir, dedi. Bu sebeple biberiye kullanmanın daha akılcı olacağını söyledi. Tüm bunları anlatırken ayrıca greyfurt yağının zihin açıcı, uyandırıcı etkisi olduğunu özellikle hafızayı da olumlu yönde etkilediğini belirtti. Hafıza tarafını bilmiyorum ama beni uyandırmaya kesinlikle yarıyor diyebilirim. Lavantayı ise yatmadan biraz önce yastıklara damlatmamı daha rahat uykuya dalacağımızı belirtti.  Eğitim sonrası dükkana geçtik, baştan kendime her şeyi almaya yeltenmemek üzere söz vermiştim. Çok temkinli davrandım ama inanın aldığım her şeyden çok memnun kaldım.

Unutmadan, eğitimin sonunda hepimiz kendi çakra yağlarımızı hazırladık.

 
kendi çakra yağını kendin oluştur
Neler mi aldım? Aslı Hanım gerçek gül suyunun tonik için daha doğru bir seçim olacağını söyledi ama benim sivilce problemimin olması çileği tercih etmesine sebep oldu. Hayatımda ilk defa tonik sonrası cildim kurumuyor ve nemlendirici sürmesem bile yumuşacık oluyor. Ayrıca biberiye, lavanta, greyfurt yağlarını aldım. Bir kaya tuzundan el arındırı ve nemlendirici aldım ki sormayın, bitmesin diye gözünün içine bakıyorum. Ve son olarak kantaron yağı, şu hepimizin St. John’s Wort olarak bildiğimiz bitki. Her şeye deva. Artık evde düşen, kaşınan, çatlayan, çizilen kim varsa elimde kantaron peşlerinden gidiyorum. Geçenlerde küçük kızımın dudakları inanılmaz derecede çatlamıştı, bir süre farklı ürünler sürdüm bir sonuç alamayınca kantoran yağını denemeye karar verdim ve biraz sürdüm. Akşama hiç bir şey kalmamıştı. Mucizeyi keşfetmek gibi bir şey değil mi!

Bu arada tüm bu güzel yağları kullanabilmemiz için gerçekten estetik tasarımlarla buğudanlıklar yapmışlar. Benim cimriliğim tuttu o sırada buğudanlığı almadım, en kısa zamanda Kuzguncuk’a gidip eksiklerimi tamamlayacağım.

Bu arada arzu ederseniz homemade aromaterapi’den online alışveriş yapma imkanınız da var.

Sitede yazdığına göre; “ürünlerin tamamı, içinde hiçbir katkı maddesi bulunmayan, elde edilme sürecinde hiçbir kimyasal süreçten geçmemiş, soğuk sıkım sabit yağlar, % 100 saf uçucu yağlar, hidrolatlar (gülsuyu-lavanta Suyu) ve doğru zamanda doğru şekilde toplanmış bitkiler ve % 100 koton kumaşlar kullanılarak kendi laboratuvar ve atölyelerinde üretilmektedir.”



Sevgiyle doğal kalın!


Nazlı Ayça Özkarahan