Son
bir aydır değişik bir zaman diliminde yaşıyorum sanki. Birden hayat ters düz
oldu, kabus insanlarla karşılaşmaya başladım. Öğrenme sürecimin, tekamülümün bir parçası
olarak yaşadığım her bir olayı yazmam, yazarken başka bir gözle tekrar yaşamam gerektiğine karar verdim. Üst üste
binen bir çok olay içinde beni direk hedef almamasına rağmen bir o kadar
derinden inciten bir şey yaşadım dün.
Evimizin
önündeki marketten çıktım, hemen köşedeki kahveciye gidip iki paket kahve
alacak oradan eve geçecektim. Evde kendimle başbaşa kalmaya ihtiyaç duyduğum,
kendimi özlediğim bir zamanda olduğum için biraz da acele ediyordum.
Yolumun
üzerindeki bankanın giriş kısmındaki çimlere oturmuş bir kız ağlıyordu. Yaşını
tahmin etmem gerekse en fazla on yedi yirmi arası derdim. Kız elinde telefonu
etrafına bakarak ağlıyordu. Iki kız evlat sahibi bir anne olarak yanına
yaklaşmak istedim ama bir yandan da çekinip belli bir mesafede durdum. Bir amca
gelerek “neyin var kızım?“ diye sordu.
”Otobüste bana tecavüz ettiler!“ dedi, hıçkırarak.
Amca
bana döndü, deli der gibi “otobüste tecavüz diyor” dedi ve her gün duyduğu bir
cümleymiş gibi gitti. Çiçekçi Hasret'le gözgöze geldik, telefonunda biriyle
konuşuyordu. Ona baktım ne yapsam diye, omzunu silkti, bize ne der gibi.
O sırada kıza kısık ve korkak bir sesle, “bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordum. Duyup duymadığından bile emin olamadım. O da elindeki telefonda biriyle konuştu ve birden ayağa kalktı, elindeki heybeye sarılarak, ağlaya ağlaya ışıklara yürüdü, bekledi. Aramızda koca bir boşluk, koca karanlık bir çukurla bekledik.
O sırada kıza kısık ve korkak bir sesle, “bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordum. Duyup duymadığından bile emin olamadım. O da elindeki telefonda biriyle konuştu ve birden ayağa kalktı, elindeki heybeye sarılarak, ağlaya ağlaya ışıklara yürüdü, bekledi. Aramızda koca bir boşluk, koca karanlık bir çukurla bekledik.
Aklımda bin bir olasılık... Elimi
uzatsam omzuna koysam, ya hastaysa?
Ya
bu bir numaraysa? Ya hadi abla beni eve götür derse, ve kuytuda bana birileri
saldırırsa, ya kızlarıma geri dönemezsem. Ya
şizofrense?
Ya gerçekse, benim, ablamın, dostlarımın çocuklarımız, tanıdığım tanımadığım bir çok çocuk bu duruma düşerse… Ve herkes benim gibi sessiz kalırsa. Bu kızda hala bir çocuk değil mi?
Ya gerçekse, benim, ablamın, dostlarımın çocuklarımız, tanıdığım tanımadığım bir çok çocuk bu duruma düşerse… Ve herkes benim gibi sessiz kalırsa. Bu kızda hala bir çocuk değil mi?
Karşıdan
karşıya geçtik, kahvecinin önünde durdum, gözlerimle kızı takip ettim. Yolun sonuna
doğru bir apartmanın bahçesine girdi, gözden kayboldu.
Orada öylece kaldım.
Ya eve girdiğinde bu yalnızlığı sebebiyle intihar
ederse? Ya kimse elinden tutmadı diye hiç ama hiç kendine gelemezse? Ya acil
tibbi bir yardıma ihtiyacı varsa.
Ya
ben onca insandan biri olarak bunu sadece izlediysem. Bu talihsizliğin içinde
talihsiz bir rol oynadıysam. Son dört haftada çok farklı hikayelerin içinde
buldum kendimi. Gördüm ki çok güzel olmak, çok çalışkan olmak, çok iyi okulları
bitirmek insanı insan yapmıyor.
İnsan
olmadan nasıl ne kadar mutlu olunursa öyle yaşıyor halkımızın bir kısmı.
Bencillik beceri sayılmış bir hayatın içinde akıp gidiyoruz.
Tüm bunları düşünürken kalabalığın
içinde küçücük bir nokta olarak insanlığımı kaybetmemeye niyet ediyorum… ve
bunu sizinle paylaşmak istiyorum.