Neredeyse bir
aydır bekliyorduk. Anneli çocuklu toplam yirmi iki kişi olduğumuzu görünce
gözlerime inanamadım. Biz okulumuzdan bağımsız, bir cumartesi çocuklarımızı
kaptığımız gibi Burgazada’ya Sait Faik Müzesi’ne giden annelerdik. İstanbul
bize göz kırpmış, ılık bir havaya uyanmıştık.
Önce poyraz
karşıladı bizi, anneler arası yavaş yavaş muhabbetler söndü, teknenin üstünde
farklı yerlere dağıldık. Çocuklar tınmamıştı, sırtlarında çantalar ellerinde
fotoğraf makinaları heyecanla adaya varmayı bekliyorlardı.
Aramızda bir de
içinin rengini saçlarına taşımış bir kadın. Füsun Çetinel elinde vapur çayı ve
gazetesi (kendi röportajını okuyordu) ara ara bana sorular soruyordu. Kim bilir
kaçıncı gelişi, aslında bugünü olur kılan, yine ilk gün gibi heyecanlı. Çocukların isimleri, okulda neler yaptıklarını öğrenmek istiyordu… Bense midem
izin verdiğince cevap veriyordum. Yoksa bulmuşum Füsun’u susar mıyım, ama mecbur
susuyorum işte.
Adaya vardığımızda
bizi iskelede üç tane bisikletli adalı çocuk karşıladı. Bu çok önemli kişilerce
karşılanmak yüzümüzdeki memnuniyeti ikiye katladı. Çocuklardan biri kamkara
kabarık dalgalı saçlı, güzeller güzeli. Adı Bulutmuş. Kara bulut! Bütün gün onu
izledim, adaya has rahatlığı doğallığı, sorulara verdiği cevaplar, bu küçücük
kalplerin müzeyi sahiplenişleri hepsi müthişti.
Müzeyi gezmeye
önce bahçesinden başladık. Yeni çiçeklenmiş erguvanın altında Füsun çocukları
tanıştırdı. Ve sonra “Sait Faik kimdir?” diye sordu. Biz şehirli çocukların
şehirli anneleri onları geziye her anlamda hazırlamıştık, yedekleri, montları,
şapkaları, ipadleri, fotoğraf makinaları vardı ama hiçbirimizin aklına Sait Faik
hakkında konuşmak gelmemişti.
Füsun başladı
çocuklara sorular sorarak Sait Faik’i, doğa sevgisini, neden adayı seçtiğini
anlatmaya. Hepsi hevesle dinlediler. Öğrendiler. Bir iki parça öykü okudu,
öyküleri o özel bahçede içlerine çektiler. Sonra müzenin çok tatlı müdürü geldi
yanımıza, çocuklarla tanıştıktan sonra müzeyi bizzat gezdirdi. Müzenin tarihi,
Sait Faik’in hayatı, odalardaki objeler hakkında çocukları hiç sıkmayacak tam
da onların anlayacağı bir dilde bilgi verdi.
Sonra yine
erguvanın altında yerlerimizi aldık, gezinin başından beri elimde sımsıkı
tuttuğum Gergedan Kitapevi torbasını açtım. Tam on dört adet Füsun Çetinel’in
Günışığı Kitapevi’nden yeni çıkmış kitabı, "Ayasofya Konuşuyor". Çocuklar sıraya
girdiler, Füsun hepsini özenle imzaladı. O sırada benim aklımda yeni bir proje
canlanıyordu, yakında Füsun’la kitabı üzerine, Veli üzerine (kitaptaki karakter)
bir söyleşi yapsak diye… (Kitap hakkında ayrıca yazacağım)
Müzeden ayrılmadan
bir grup anne müze mağazaya uğradık, benim henüz yedisini doldurmamış küçüğüm “anne
bana Son Kuşlar’ın mıknatısını al” diye beni çekiştiriyordu. Daha gurur
duyacağım bir çekiştirme düşünemiyorum. Füsun’u öptüm teşekkür ettik (ne kadar
etsek azdır bence çok güzel hazırlanmıştı, koca bir zaman ayırdı bize) , ama ne
yazık ki yeni bir grup girmişti ve Canan Hanım’ı görüp ona teşekkür edemedik.
Sonra vurduk
kendimizi Kalkapazankaya’ya. Çocuklar bahçenin tadını çıkarırken biz anneler de
elimizde içkilerimiz dalga seslerinde muhteşem bir sohbete daldık.
Ne mutlu bana bu
kadar birbirine ayak uyduran bir grubun içine düştüm… Ne mutlu bize bir müze
gezisinin değerini bilen çocuklarımız var…
Sait Faik’in
vasiyeti üzerine sorumluluğu Darüşşaka Cemiyeti’ne verilen müze evi mutlaka
görün. Yazarın yaşamına tanıklık etmiş bu evde, ona ait eşyalar, fotoğraflar,
mektuplar, kitapları, yatağı sizi bambaşka bir zamana götürmek için bekliyor.
11 Mayıs 2009 tarihinde restore edilmiş şekilde yeniden
ziyarete açılmış olan müze ev, ülkemizde en fazla ziyaret edilen müze evlerden
biri olmuş.
Unutmadan Füsun'un ayrıca harika bir blogu var, öykününevhali, bakmanızı tavsiye ederim.
Sevgiyle kalın!
Nazlı Ayça
Özkarahan














