20 Nisan 2018 Cuma

Sussam Bir Türlü Susmasam Acıyacak

Kimi sohbetlere susmak için oturursunuz. Bilirsiniz, dinlemek sizin için en doğrusudur o masada. Kalp kırmak ya da en basiti oluşmuş düzeni, zor kurduğunuz dengeleri bozmak istemezsiniz.
Ama muhabbet uzar, uzar... İçinizde kelimeler büyür, öyle büyür ki çıksa da pişmanlık çıkmasa da. Kaynamaya başlar içinizde, önce sohbetten uzaklaşmaya çalışır masaya dökülen kırıntıları toplmaya başlarsınız. Olmadı konuyu masadan uzaklaştırmaya, siyasete, havalara, baharın nasıl da gelemediğine çekmek ister bir türlü dümeni o tarafa kıramazsınız.
BoşlukÖyle ahh keşke bunları demeseydim gibi değil de; söylemesem de olurdu dersiniz kendi kendinize. Hiç bir fark yaratmadığında mı daha zorlar insanı yoksa içinizde onca zaman tuttuğunuz şeylerin boşluğundan doğan doğal dengesizlik mi bilemezsiniz . Sır açıklamaktan, dedikodu yapmaktan bahsetmiyorum. Hayattan, cevaplardan, fikirlerin bazen bir kapıyı çok önceden açmasından bahsediyorum. Karşınızdaki hazır değilse erken açılan bir kapı deprem etkisi yaratabilir. Bu deprem karşınızda oturanda olmazsa sizde olabilir. İç dengeniz için daha o sözlere ihtiyacınız vardır, bir yastık gibi göğsünüzü dik tutar. Ağızdan bir çıksınlar söner içiniz. Kocaman bir boşluk bırakır geriye. Saat sabahın ikisi oturur hafif çarpıntınızın ritminde ne oldu da böyle hissettiğinize bir anlam veremezsiniz. Göğüs kafesiniz daralmış, kalbiniz boynunuza tırmanmıştır. Kimi zaman da kapandı hatta üzerine duvar örüldü sandığınız kapıların açılmasına sebep verir sözler. On sekiz dakika önce hesabı ödeyip kalksaydınız hâlâ bütün hissedeceğinizi söyler durursunuz kendinize.
İşin ilginç yanı konu siz olmasanız da sözler sizin olduğu için gittiklerinde boşluğun tam ortasında koca bir karadelikle kalakalırsınız.

Diyeceğim o ki bazen susmak en iyi ilaçtır. 
Nazlı Ayça

11 Nisan 2018 Çarşamba

Şükürle Geldin Bahar




DoğuşÇok zaman  geçti. Aslında yazmıyor değilim, öykülere devam ama nedense, aklıma bin bir paylaşacak şey gelse de bir türlü oturup bloga yazı yazamıyorum. Aslına bakarsanız nedense değil, çok çalışıyorum, iş dışı koşuşturmalar, çocuklar derken zaman kalmıyor. 

İnsan böyle zamanlarda kendisine iyi gelen şeyleri öteliyor, koştukça bir ip göğüsleyecek sanıyor ama hiç de öyle olmuyor. Yol uzuyor, engeller çoğalıyor ve kaçış noktalarını atlamaması gerektiğini hatırlıyor.


Bu hatırlatmalardan biri, baharla birlikte tekrar başlayan sabah yürüyüşleri. Elbette size yürüyüşün, kardiyonun yararlarından bahsetmeyeceğim. Yürürken nerelere vardığımı anlatacağım. Öncelikle çıkabildiğim günler sabah saat yedide çıkıyorum. Daha bir çok insan uyurken, güneşin doğuşunu kucaklamak bana inanılmaz enerji veriyor. Yıllar önce Astrolog Merih Akalın demişti, kendini kötü hissettiğin zaman güneşin doğuşunu izle diye. Elbette bunun yıldızlarla bir ilgisi yoktu. İnsan karanlıktan sıyrılırken gökyüzünün aldığı şekillere bakmaya doyamıyor. O yükseliş belki alt benlikte bir umut ışığı oluyor. Yürürken de böyle sanki güneşle birlikte yükseliyor ruh halim.

Sık sık duruyorum, çünkü geri dönen karabatakları selamlamam gerekiyor. Bazen dalga seslerini duymam bazen sadece durgun denize bakmam... Her seferinde, istisnasız her seferinde doğaya hayran kalıyorum. Kentsel dönüşümün hayatı bize zor ettiği şu günlerde ancak bir yırtıktan gördüğümüz gökyüzünü, denize yüzünüzü döndüğünüzde kucaklayıveriyorsunuz. Öyle bir özgürlük hissi veriyor ki geri döndüğümde tüm o canavar binaları bir bakışta yerle bir edebileceğimi düşünüyorum. Hayal kurmak kimi zaman hayallerde kahraman olmak, doğa üstü güçlerle bezenmek bana küçüklüğümden beri iyi gelir. İyi geliyor. İyi ki çıkmışım bu sabah diyorum. 

Ama en önemlisi kışın, binaların arasında, trafikte, katlar arasında, koştururken unuttuğum bir şeyi hatırlıyorum. Gökyüzünün sonsuzluğunda, güneşin eşsizliğinde, yüzümü okşayan rüzgarda, karabataklarda, martılarda, kedilerde, kulağı küpeli köpeklerde, sabah güneşiyle parlayan çimlerde, ağaçların uzun gölgelerinde, çiçeklerin renklerinde şükretmeyi hatırlıyorum. İnsan doğaya geri dönünce inancı ne olursa olsun şükretmeyi hatırlıyor. 


Eve geldiğimde saat sekiz oluyor; şükür ve minnetle dolmuş gönlüm bir de kendi başarı hikayesiyle mutlulukla doluyor. Daha bir çok insan uyurken dokuz bin adım atmışım! Öğlene varmadan on bin olur. İnsan bir güne başlarken daha ne ister ki? En güzel duygularla ofise gitmek üzere hazırlığa başlıyorum. 

Nazlı Ayça