18 Şubat 2015 Çarşamba

Ödlekler Cesurdur


Uzun zamandır bu derece okumaya doyamadığım öykülerle karşılaşmamıştım.

 
William Saroyan (1908 – 1981) Bitlis'ten göçen bir ailenin Amerika’da doğan çocuğu. Evlerinde Ermenice ve Türkçe konuşuluyor. Yaşadığı hayatın enteresanlığını, değerlerini, özlemlerini, kırgınlıklarını müthiş sade bir dille anlatıyor. Üç yaşında babasını kaybedince beş yıl boyunca yetimhanede kalıyor. Daha sonra annesiyle birleşse de okul hayatını sürdüremiyor.

Uzun zamandır bu derece okumaya doyamadığım öykülerle karşılaşmamıştım. Kitabı alalı aşağı yukarı üç ay olmuştur. Bir kitap ekinde okuyup edinmiştim. Nalan Hocamız Yeşim Cimcoz Yazıevi öykü atölyesinde çözümlememiz için Saroyan’ın bir öyküsünü verene kadar bu kitaba sıra gelmemişti. Kısa basit bir şeftali üzerinden anlatılan öyküden o kadar etkilendim ki o akşam kitabı elime aldım ve bırakamadım. Şeftali öyküsüne bir yerde rastlarsanız (kitapta yok) mutlaka okuyun. Birbirinden uzak bir baba kız hikayesi. Eşitlik ve insanı duygular üzerine harika bir öykü.

 
Bendeki kitabına gelince, adı “Ödlekler Cesurdur” . Bir önceki yazımı okuyanlar fark edecektir orada da Saroyan’dan bir alıntı yapmıştım. Ödleklerle ilgili enteresan bir çıkarımı vardı. Öykü okumaktan hoşlanıyorsanız, topraklarımızdan göçüp çok uzak diyarlarda yeni yaşamlar kurmuş insanların tecrübelerini merak ediyorsanız kesinlikle tavsiye edilir bir kitap. Ancak milli duygularınız sizi bir iki cümle ile bile sinir harbi içine sokuyorsa aman ha! O zaman öykülerin bazıları size göre olmayabilir, elbette Osmanlı topraklarından sürülmeleri ile ilgili dokundurduğu yerler var.

Üç ay öncesine kadar tanımadığım bu değerli yazar birçok roman, öykü, inceleme ve romana imza atmış.  “The Time of Your Life” adlı oyunuyla 1939 yılında Pulitzer ödülü almış. , UNESCO tarafından 2008 yılı Saroyan Yılı ilan edilmiş.

Bir deneyin derim.

Sevgiler,

Nazlı Ayça Özkarahan

 

15 Şubat 2015 Pazar

Leyla Bir Özge Candır



Özgecan #sendeanlat


Konuya duyarsız kalmak mümkün değil. Ve ne yazık ki ne ilk ne de son olacak. Bazı insanlar için şiddet çok normal günlük bir şey, karşısındakini ezmek, alay etmek, hırpalamak, örselemek, başkası üzerinden hak iddia etmek, dövmek , vurmak, öldürmek. Hep düşünürüm bu insanları kimler nasıl yetiştiriyor diye, doğasından geldiğini kabul etmeyi içim almaz. Hiç Tanrı korkuları yok mudur? Öte yandan bir böceği dahi ezmeyi kabul edemeyen insanlar var. Hepsi aynı dünyanın üzerinde hepsi aynı havayı soluyor. İşin kötüsü, kötü olanların kurallarıyla yürüyor sanki dünya. İyi dediğimiz saf mı kalıyor, güçsüz mü kalıyor?

William Saroyan ‘Ödlekler’ öyküsünde en iyi insanların ödlekler olduğunu söyler. Hani toplumsal değerlerimiz arasında hep erkeklere, çocuklarımıza cesur olmayı aşılıyoruz ya, sen erkeksin cesur olmalısın diyoruz ya. Bence bu öyküyü tam okuma zamanı, bırakın çocuklarınız ödlek olsun! Bırakın siz ödlek olun!

Sizlerle burada öykünün girişini paylaşacağım, ‘Ödlekler Cesurdur’ kitabında tamamını bulabilirsiniz.

“En iyi insanlar ödleklerdir. En ilginç, en kibar, en has ve suç işleme ihtimali en az olanlar gene onlardır. Asla bir bankayı soymayı düşünmezler. Akıllarından bir başkana suikast düzenlemek gibi bir şey geçmez. Yolda yürürken, çukur kazan bir amelenin gözüne kazara kum sıçratsalar, amele de onlara küfretse, ödlekler onurlarının lekelendiğini düşünmezler ve onun için de ameleyle kavga edip bir araba dayak yemelerine gerek kalmaz. Onun yerine, ‘özür dilerim, isteyerek olmadı’ der, yollarına devam ederler.

Ödlekler terbiyeli insanlardır, bir o kadar da düşünceli”

Kadın olarak hepimiz bu dünyada öyle böyle tacize uğramışızdır. Komşu, tanıdık, tanımadık, aileden biri, eş, dost, akraba. Ama genelde susulmuştur. Yeşil Gazetesi’nde böyle bir yazı var. Kadınlar anlatıyor, twitterda yukarıda #sendeanlat hashdagiyle kendi başlarından geçenleri dile getiyorlar. Özgecan için konuşuyorlar. Hep anlatılsa hep konuşulsa. Bu beni düşündürdü, anlatmanın iyileştirdiğine yazmanın şifalandırdığına inanan bir insanım, öte yandan okudukça, duydukça, gördükçe tüm bunların normalleşmesinden korktum, utanç duygusunun (ki burada bahsettiğim tacizi, kötülüğü yapan taraf) tamamen yok olmasından ürktüm.  Evet, öyle bir dünya hali aldık. Neyin kimi nasıl etkileyeceğini bilmediğimiz. Belki de anlatarak daha kötülerini engelleyebiliriz. Ne derseniz?
Yeşil gazetesinin linkine adi üzerine tıklayınca ulaşabilirsiniz. Sayfanın sonuna bir de rahmetli Muzeyyen Senar’dan Leyla Bir Özge Candır şarkısını koymuşlar.  Ne işe yarar bilmiyorum ama dinleyip Özgecan’ın ve ailesinin huzur bulması için dua ettim.

Huzurla kalın

Nazlı Ayça Özkarahan

Hayal Okulu

Gerçekten Hayal Kuruyor muyuz?


Koca koca insanlarız, karşımızda bize koçluk sürecinde destek olan liderlerimiz. Haydi diyorlar, şimdi on beş dakikanız var, herkes birbiriyle hayallerini paylaşsın. Yirmi dört kişi, Bümed’in koca salonunda heyecanla kendimize bir eş bulmaya çalışıyoruz, hayallerimizi paylaşmak için. Karşıma çıkan ilk kişiye “kızlarım, eşim ve ben harika bir kış gecesi evimizde mutlu ve huzurlu oturuyoruz” diyorum, karşımdaki kişi “harika, eminim olacak diyor!” Bir – iki – üç kişi derken Aylin diye bir arkadaşımın karşısına geçiyorum. Aynı hayali daha da detaylandırarak anlatıyorum. “ Bu ne be hayal mi?” diyor. Bakakalıyorum. Şapşallığımın nedenini anlamış olsa gerek “Uç kızım biraz diyor, söylediğin şeyler zaten var… uç bana diyor” İşte o zaman alıyorum elime sazımı, yazdığım kitap Holywood’a senaryo mu olmuyor, ben alanımda duayen bir danışman mı olmuyorum, hobilerim  benim boyumu mu aşmıyor. Offf ne eğlenceli anlatamam. Ayrılırken sağ ol diyorum Aylin’e açmayı unuttuğum bir penceremi hatırlattın. Aslında liderlerimiz yapmak istediği tam da buydu.

O gün etrafımda genç, yaşlı, çocuk fark etmez herkese hayal penceresini açmak için yardım etmeye karar verdim. Derken karşıma bir kitap çıktı. Hayal Okulu İş BaşındaFuat Sevimay’ın. Neyse ki evde bir kitap kurdum, bir de kitap kurdu adayım var hemen aldım geldim. Önce ben okudum. Ne kadar güzel günümüzü, günümüz çocuklarının dünyasını yansıtıyor derken, kitabın içindeki hayallerde kayboldum. Sekiz yaşındaki kızıma verdim. Elinden bırakamadı. Hızımızı alamadık ve okul kütüphanemize verdik. Bu senenin okuma kitabı olarak seçildi. Öyle eğlenceli bir kitap. Fuat Sevimay'da okulumuzu kırmadı ve çocuklarla tanışmak ve kitap hakkında sohbet etmek üzere okula gelmeyi kabul etti. Tavsiye ederim kız erkek herkese hitap ediyor. Ve en güzeli başlığının altında bir yazıyor. Evet, evet diğer bölümleri yolda.

Bu arada başka bir yazıda uzun uzun bahsedeceğim ama Fuat Sevimay’ın harika yetişkin kitapları ve çok özenli çevirileri de var. Kitaplarından biri şu sıralar bir tiyatro oyunu oldu. Ama bunları başka zaman anlatacağım size.

Nazlı Ayça Özkarahan

Başka Bir Dünya Mümkün


Metin Hara
Doğayı oldum olası çok severim. Bu sabah kızlarımın spor dersleri için yine Fenerbahçe’den yola çıkıp Ömerli’de bulduk kendimizi. Bambaşka bir hava, tertemiz, serinliği bile farklı. Ne iyi ettik de kızları şehir dışında bir okula verdik dedim. O sırada küçüğüm sanki aklımı okumuş gibi döndü ve bana “anne okulumu çok seviyorum” dedi. İşte ohhh çektiğiniz anlardan biri bu. Başkası adına verdiğiniz kararın o başkası tarafından minnetle onaylanması. Ağaçlar, çalılar, gölet derken minnet duyacak ne çok şey olduğunu düşündüm. Ve bugün İnsana Güven Akademisi hakkında yazmaya karar verdim.

Geçen sene kurs, atölye ve eğitim bağımlılığımın bir sonucu olarak, koşu bandında youtube’da Metin Hara’nın konuşmalarını izleyerek gitmeye karar vermiştim. İyi ki de vermişim. Bu güne kadar gittiğim en güzel çalışmalardan biri oldu (inanın bana az buz gitmedim). Metin’in hayata bakış açısını, pozitif algısını dinleyicilerine aktarma samimiyeti ve hala süregelen öğrenme çabaları, düşüp kalkmalarını paylaşım tarzı beni gerçekten büyüttü. Evet, büyüttü diyorum çünkü baştan yaratmadı, bir çoğu bildiğim zaten uyguladığım şeylerdi ama bu derece benimsememiştim. Benimseme cesaretini verdi. Demek buna ihtiyacım varmış dedim.

Eğitimlerde konu ne olursa olsun kişinin aldığı her daim kendine özel ve kendiyle sınırlıdır diye düşünüyorum.


Aşkın İstilası- YOLİnsana Güven çatısı altında aldığım dersler sürecinde herkesin kendi ihtiyaçları doğrultusunda farklı boyutlarda geliştiğini gördüm. Bizim dersler sırasında Metin Hara’nın ilk kitabı çıktı. Aşkın İstilasıYol elbette hepimiz koşup aldık, ama itiraf etmeliyim içeriğini gördüğümde gerçekten şaşırdım. Derslerde verdiği bilgileri birebir aktarmıştı. Ve bu durumdan çok mutluydu. Gerçekten fark yaratmak isteyen bir insan ve nihayetinde sadece bir insan. Bunu sık sık söylüyor. Beni gözünüzde büyütmeyin hepiniz bu hayatta ustasınız, yeter ki unuttuğunuz ustalığınızı tekrar keşfedin diyor. Bunu söylediğimde mütevazi bir kişiyle karşılaşacağınızı sanmayın, özellikle terslemeleriyle ünlü ama dert değil onu anlarsanız öyle de kabul edip sevmesini biliyorsunuz.

Kısaca karşınızdaki kim olursa olsun beklentiniz kendi çapınızda olmalı. İnsanın bazı şeyleri gerçekten kendi keşfetmesi ve benimsemesi gerekiyor. Bu günlerdea hayatın kendisine bir göz kırpmasına ihtiyacı olan bir arkadaşım var. Elinde Metin’in kitabı, değişen bir şey yok. Neden, kitaptan mucize bekliyor. Öyle her yerde herkese ‘mucize senin içinde’ diyemiyorsunuz. Söylediğiniz şeyin o kişi için anlamlı olması lazım. Bazen zaman lazım.
Nazlı Ayça Özkarahan