11 Nisan 2018 Çarşamba

Şükürle Geldin Bahar




DoğuşÇok zaman  geçti. Aslında yazmıyor değilim, öykülere devam ama nedense, aklıma bin bir paylaşacak şey gelse de bir türlü oturup bloga yazı yazamıyorum. Aslına bakarsanız nedense değil, çok çalışıyorum, iş dışı koşuşturmalar, çocuklar derken zaman kalmıyor. 

İnsan böyle zamanlarda kendisine iyi gelen şeyleri öteliyor, koştukça bir ip göğüsleyecek sanıyor ama hiç de öyle olmuyor. Yol uzuyor, engeller çoğalıyor ve kaçış noktalarını atlamaması gerektiğini hatırlıyor.


Bu hatırlatmalardan biri, baharla birlikte tekrar başlayan sabah yürüyüşleri. Elbette size yürüyüşün, kardiyonun yararlarından bahsetmeyeceğim. Yürürken nerelere vardığımı anlatacağım. Öncelikle çıkabildiğim günler sabah saat yedide çıkıyorum. Daha bir çok insan uyurken, güneşin doğuşunu kucaklamak bana inanılmaz enerji veriyor. Yıllar önce Astrolog Merih Akalın demişti, kendini kötü hissettiğin zaman güneşin doğuşunu izle diye. Elbette bunun yıldızlarla bir ilgisi yoktu. İnsan karanlıktan sıyrılırken gökyüzünün aldığı şekillere bakmaya doyamıyor. O yükseliş belki alt benlikte bir umut ışığı oluyor. Yürürken de böyle sanki güneşle birlikte yükseliyor ruh halim.

Sık sık duruyorum, çünkü geri dönen karabatakları selamlamam gerekiyor. Bazen dalga seslerini duymam bazen sadece durgun denize bakmam... Her seferinde, istisnasız her seferinde doğaya hayran kalıyorum. Kentsel dönüşümün hayatı bize zor ettiği şu günlerde ancak bir yırtıktan gördüğümüz gökyüzünü, denize yüzünüzü döndüğünüzde kucaklayıveriyorsunuz. Öyle bir özgürlük hissi veriyor ki geri döndüğümde tüm o canavar binaları bir bakışta yerle bir edebileceğimi düşünüyorum. Hayal kurmak kimi zaman hayallerde kahraman olmak, doğa üstü güçlerle bezenmek bana küçüklüğümden beri iyi gelir. İyi geliyor. İyi ki çıkmışım bu sabah diyorum. 

Ama en önemlisi kışın, binaların arasında, trafikte, katlar arasında, koştururken unuttuğum bir şeyi hatırlıyorum. Gökyüzünün sonsuzluğunda, güneşin eşsizliğinde, yüzümü okşayan rüzgarda, karabataklarda, martılarda, kedilerde, kulağı küpeli köpeklerde, sabah güneşiyle parlayan çimlerde, ağaçların uzun gölgelerinde, çiçeklerin renklerinde şükretmeyi hatırlıyorum. İnsan doğaya geri dönünce inancı ne olursa olsun şükretmeyi hatırlıyor. 


Eve geldiğimde saat sekiz oluyor; şükür ve minnetle dolmuş gönlüm bir de kendi başarı hikayesiyle mutlulukla doluyor. Daha bir çok insan uyurken dokuz bin adım atmışım! Öğlene varmadan on bin olur. İnsan bir güne başlarken daha ne ister ki? En güzel duygularla ofise gitmek üzere hazırlığa başlıyorum. 

Nazlı Ayça

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder