Yıllar öncesinden bir fotoğraf aldım elime, Rana’nın bir
yaşı civarı, pek zayıf gördüm kendimi. Oysa o zamanlar pek hayıflanıyordum. O
günden bu zamana birçok şey değişti, geçen dokuz yılda hayatımın bir önceki
otuz yılına nazaran daha çok spor yaptım, daha çok rejim yaptım, sonra bir an
geldi hiç kafaya takmadım. Geçen kış siz hormonlar deyin ben hareketsizlik,
acayip bir kiloya ulaştım. Hamilelik kilomu aştım o derece. Sonra yaz geldi.
Amannn kafaya takmayacağım, herkes manken mi olacak bahanesiyle (şahane bir
bahanedir bu) plajda hamburger, yanına soğuk bira akşam kızartma takıldım. Fakat
geçtiğimiz yıllara göre hayatımda bir fark vardı, çocuklar büyümüş bisikletlenmişti.
Tam bir ay boyunca arabanın anahtarına dahi dokunmadım. Yürüdük, bisiklete
bindik, yüzdük. Öyle sıkı bir yüzücü veya bisikletçi değilim, hepsi sosyal. Bir
ay sonra eve bir döndük, tam on (10!) kilo vermişim. Anladım ki dostlar benim
olayım hareket etmek.
Anlamakla bitiyor mu peki?
Yok, elbette bitmiyor, hareket edemiyorum. Nereye koysanız orada kalıyorum. Hep bir uyku halim var. Hep bir yarına öteleme halleri. Diyeceğim şu, olay hangi kiloda olduğumuzdan çok, özgürlükle ilgili. Hareket etmedikçe hareket etme özgürlüğümüz kısıtlanıyor. Vücut olduğu yerde kalıyor. Kendimi “hadi”ledikçe daha güzel bahaneler bulmaya başladım; uykusuzluk, işe gitme gereği, okunması gereken kitaplar, merak edilen tv programları, artık aklınıza ne gelirse.
Ve bu sabah kızları servise bıraktım, iki adım yürüyüp
köşedeki simitçiden sabah simitlerimizi aldım. Hava o kadar güzeldi ki, bahar
öylesine geldiğini hissettiriyordu ki, mimoza kokularıyla öyle bir hadi diyordu
ki; “Tamam” dedim. Afiyetle simidimi yedim ve attım kendimi sahile. Şaşkınbakkal’a
kadar uzandım. Git – gel yedi kilometre. Öncelikle bin kere şükürler olsun ki
böylesi güzel bir yerde yaşıyoruz. Bin kere şükürler olsun ki bahanelerden
başka yapmamak için sebebimiz yok. Bin kere şükürler olsun ki zaman zaman da
olsa bunun değerini fark ediyorum.
Bu sabahtan bir kaç fotoğrafta ekliyorum, hızlı hızlı yürürken ancak bu kadar oldu. Umarım size de biraz deniz havasını hissettirmiş olurum.
Sevgiyle kalın,
Nazlı Ayça Özkarahan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder